in

Azize, Leyla, Zeynel ve İnci Taneleri

Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum ve sizi kendinizle tanıştırmak istiyorum. Ruhunuzdaki beyefendiyi, ruhunuzdaki hanımefendiyi biraz dışarı alalım ve yerlerine delileri, fahişeleri, küfürbazları koyalım.

Doğru, siz deli değilsiniz, özür dilerim. Ben deliyim mesela, Azize de deli. Azize kim mi? Kibrit çöplerinden evler yapıp,  beni o evlerde misafir eden bir can güzeli. Her hafta pazar günü bir çay bahçesinde buluşuyoruz Azize`yle. Bir sürü  kibrit kutusuyla geliyor. Gözlerime hiç bakmıyor konuşurken; bunun sebebiniyse, “niye gözlerine bakayım ki , ruhunu seyretmek varken?” diye açıklıyor.”Bir benim gözlerime bakmıyorsun bir şey derken” dediğimde, “samimi insanların ruhu seyredilir, samimiyetsizlerinse gözlerine bakılır öylece” diyor.  Sizin ruhunuzu kaç kişi seyretti sahi? Ben, bir deliden ruha dokunmayı, ruhu öpüp koklamayı ve ruhu seyretmeyi öğrendim. Niye kibrit çöplerinden evler yapıyor Azize biliyor musunuz? Evle yuva arasındaki farkı bildiği için mesela. Çocukluğundan beri, o evden bu eve gönderilmiş, itilip kakılmış, ama kibrit çöplerinden yaptığı evlerde misafir olmayı kabul eden bende yuva sıcaklığını duyumsamış… Doğru, siz deli değilsiniz, Azize deli ve benim gülümsemem onun ruhuna serpiliyor,  onun deliliği benim ruhuma süzülüyor…

“Haydi, gelin fahişelik yapalım!” desem, nasıl kızarsınız kim bilir. Ah, bazı kadınlar, bir elmanın tadını cennete tercih ediyorlar. Öyle bir kadın tanıdım, adı Leyla`ydı. Bir poşet dolusu rengarenk misketle şehrin çarşılarını gezerdi. “Ben de seninle geleceğim” dedim ona bir gün. “Benim yaptığım fahişelik” dedi; “bakışlarımla soyuyorum insanların egolarını, kibirlerini ve allı morlu bir misketle indiriveriyorum maskelerini.” “Ah” dedim, “maskelerini indirip herkesin, kendimizi kıpkırmızı bir elmayı dişleyerek ödüllendirelim!” Çıktık  çarşıları gezmeye; “misketlerimiz var, içimizden geliyor  misketlerimizi sizinle  bölüşmek” dedik. Bize “deli” diyenler, deliliğimizdeki içtenliği bilmediler… Bize “fahişe” diyenler, kendi ruhlarındaki fahişelere bir çırpıda kıyıverdiler… Bize küfredenler, kuşkusuz ki bizden çok daha terbiyeliydiler! Ah çocuklar, ah tutunamamışlar, deliler; sevgimizi, özlemimizi ve kederimizi  pamuklar içine koyuverdiler.  Biz cenneti incitilmişlerde gördük ve her birine bir elma verdik misketlerin yanında. Binlerce insanın arasından geçtik ve bölüşebildiğimiz  misket sayısı on yediydi, ikram edebildiğimiz elmaların ağırlığıysa tam üç buçuk kilo…

Şimdi siz benimle küfretmeyi de kabul etmezsiniz eminim! Bir küfürbaz oğlum var, Zeynel. Rüyalarında onun annesi olduğumu görüyormuş. On dört yaşında. İlk kez sekiz yaşında, -kendi tabiriyle-, becerilmiş; ikinci kez sekiz yaşında, üçüncü kez sekiz yaşında,  dördüncü kez sekiz yaşında, beşinci  altıncı ve yedinci kez sekiz yaşında… Annesi değilim Zeynel`in; onunla bir küfreden, ona sımsıkı sarılan ve on dördüncü doğum gününde, ona Charles Bukowski kitapları hediye eden bir kadınım, bir dost, can…

Siz ne derseniz deyiniz, benim gizli bir bildiğim var. Azize, Leyla ve Zeynel benim inci tanelerimdir ve bütün tutunamamışlar, bütün incitilmişler. Azize`ye Turgut Uyar mısraları okuyorum ve mendiliyle silerken yaşlarını, bana,  “sen benim yuva sıcaklığımsın” diyor…  Leyla`ya çizgili dosya kağıtları ve kurşunkalem veriyorum kurdeleli bir hediye paketi içinde ve paketi açtığında, kağıtları ve kalemi, bir bebeğe dokunur gibi okşuyor… Zeynel`le  sokak kedilerini doyuruyoruz kenar mahallelerde ve Zeynel, bir beni, bir de kedileri, hem ruhuyla, hem de naif, kırılgan, incelikli sözcükleriyle seviyor…

Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum; ama gülümsememdeki inci tanelerini yalnızca incitilmişler görüyor…

Ergür Altan

What do you think?

55 puan aldı
Upvote Downvote

Total votes: 1

Upvotes: 1

Upvotes percentage: 100.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

Yorumlar

Yorumlar

Okunması, Anlaşılması Zor Yazar ve Kitapları

Okuyucu Çeşitleri